Atina’nın Kabusu: Türkiye’nin Jeopolitik Hamleleri

Alaska görüşmelerinin ardından şekillenen yeni jeopolitik denklem, Türkiye’nin Ukrayna–Rusya sınırına asker konuşlandırmasıyla birlikte yalnızca bölgesel değil, küresel bir mesaj niteliği taşımaktadır. İngiltere’nin desteğiyle alınan bu karar, Türkiye’nin güvenlik vizyonunun dar bir ulusal çerçeveden çıkarak uluslararası ittifak sistemine eklemlendiğini göstermektedir.

Türkiye–İngiltere ekseninde yeni açılımlar

İngiltere’nin Türkiye’ye sunduğu destek üç düzlemde hissedilmektedir:

  1. Avrupa’da, seçilmiş Türk vatandaşlarına vize kolaylığı ve uzun süreli serbest dolaşım hakkı gündeme gelmektedir.
  2. Doğu Akdeniz’de, Türkiye–Libya Deniz Yetki Alanları Mutabakatı’nın bölge ülkelerince kabul edilmesi yönünde uluslararası baskılar artmaktadır. Direniş yalnızca Miçotakis hükümetinden gelmektedir.
  3. Kafkasya’da, Azerbaycan–Ermenistan sınırında yeni bir koridorun açılması, Türkiye’nin doğu kanadını güçlendirmektedir.

İç siyasette yansımalar

Bu dış politika adımları, Türkiye’nin iç siyasetini de doğrudan etkileyecektir. 2028 seçimleri öncesinde hızlı kabine değişiklikleri, parti transferleri ve muhalefetin yeniden mevzilenmesi beklenmektedir. Siyasi rekabet, büyük projelerden ziyade sınırlı kaynakların paylaşımı etrafında şekillenecek; içerideki dengeyi yine dış politikanın ritmi belirleyecektir.

Atina’nın kabusu

Atina açısından ise tablo, giderek bir jeopolitik kabusa dönüşmektedir. Yunanistan, Türkiye’nin batıdan İtalya ile, güneyden Libya ile çevreleyici adımlarını dikkatle izlemektedir. Türkiye–Libya mutabakatının bölge ülkelerince kabul edilmesi ihtimali, Atina’nın yıllardır haritalar üzerinde inşa ettiği deniz yetki alanlarını geçersiz kılacak ve Yunanistan’ın deniz stratejisini temelsiz bırakacaktır. Bu nedenle Atina’da söz konusu ihtimal, adeta “Ege’de bir kâbus gecesi” gibi tartışılmaktadır.

Güney Kıbrıs (GKRY)–Yunanistan–İsrail üçlüsü giderek zayıflamakta; enerji politikalarındaki daralma, Yunanistan’ı yalnızlığa itmektedir. Miçotakis hükümeti Washington’un desteğine yaslanarak direnmeye çalışsa da Londra’nın Türkiye’ye yaklaşımı Atina’nın hareket alanını daraltmaktadır.

En derin kabus ise Makedonya dosyasıdır. Türkiye’nin Balkanlarda yeniden etkinleşmesi, Yunanistan’ın ulusal kimliğiyle doğrudan ilintili olan Makedonya hassasiyetini yeniden gündeme taşımaktadır. Atina için bu, yalnızca bir dış politika meselesi değil, tarihsel hafızanın karanlık sayfalarında yeniden açılan bir yaradır.

Sonuç

Türkiye’nin dış politika adımları, Ankara açısından tarihsel rolünün güncellenmiş bir ifadesidir. Atina ise bu adımları, çevrelenme, yalnızlaşma ve tarihsel dosyaların yeniden açılması üzerinden bir jeopolitik kabus olarak yaşamaktadır.

2026 yılı, yalnızca sıcak bir siyasi yıl değil; Yunanistan’ın kabuslarının Türkiye’nin hamleleriyle yeniden sahneye çıktığı bir tarihsel dönüm noktası olacaktır.