Angelos Sirigos Yunanistan’ın askeri basınından “Militaire.gr” adlı kanalda yaptığı söyleşide önemli ve çarpıcı açıklamalarda bulunmuştur. Bu açıklamalardan bazı kesitleri Türkçe çevirisi ile verilmiş ve detaylı bir analizi de okuyuculara aşağıda sunulmaktadır.

Angelos Sirigos: “Yunanistan için temel tehdit Türkiye idi ve öyle kalmaya devam ediyor.

Uluslararası Hukuk Profesörü ve Atina 1. Bölge Milletvekili Angelos Sirigos’un bu cevabı, kendisine Başbakan’ın Meclis’teki savunma sanayi konuşması hakkında yöneltilen soruya yanıt olarak geldi. Başbakan konuşmasında Rusya tehdidinden söz etti ancak Türkiye hakkında tek kelime etmedi. Syrigos, “Bizi tehdit eden kim?” sorusuna net bir cevap veriyor.

Savunma sanayimizi Türkiye’nin ciddi tehdidine karşı mı güçlendiriyoruz, yoksa aslında NATO ve son zamanlarda savaş hazırlığında olan Avrupalıların kullanışlı bir “askerî dişlisi” mi oluyoruz?
F-35 bu kapsamda bir örnek olabilir mi? Yunan Hava Kuvvetleri’nden bazı pilotlar, bu uçağın faydasını sorgularken; uçağı sipariş etmiş olan bazı Avrupa ülkeleri de artık bu uçağın Amerikan kontrolü altında olması konusunda endişelerini dile getiriyor.

Sirigos, Yunan askerlerinin Ukrayna’ya gönderilmesi hakkında kamuoyunda bir soru gündeme getirmişti ve bu gelişmeye sıcak baktığını ifade etmişti. Peki, bu görüşünü nasıl temellendiriyor?

Yunan hükümeti, Ukrayna meselesinde neden Rusya’ya karşı bu kadar keskin bir tutum aldı? Syrigos, bu durumun “Rus etkisini” Yunanistan’dan uzak tutma çabasıyla ilgili olduğunu söylüyor.

Analiz ve Değerlendirme

1. Giriş: Tehdit Algısının Politik İnşası

Modern uluslararası ilişkilerde “tehdit” olgusu, sadece objektif askerî kapasitelerle değil, tarihsel hafıza, kültürel önyargılar ve siyasi amaçlarla da şekillenir. Yunanistan’da Türkiye’nin “birincil tehdit” olarak görülmeye devam etmesi, aslında bölgesel rekabetin, ulusal kimliğin ve NATO içindeki pozisyon mücadelesinin bir yansımasıdır. Ancak bu tehdit söyleminin sistematik olarak siyasallaştırılması, Türkiye’nin meşru güvenlik kaygılarının görmezden gelinmesine neden olmaktadır.

2. F-35 ve NATO İçindeki Rol Meselesi

Yunanistan’ın savunma harcamalarını artırarak F-35 gibi yüksek teknolojili Amerikan sistemlerine yönelmesi, sadece Türkiye’ye karşı savunma değil; aynı zamanda ABD-NATO bloğundaki sadakat sinyalidir. Ancak bu tercihler beraberinde stratejik bağımsızlık kaybını da getirebilir. Nitekim Syrigos’un işaret ettiği gibi F-35’in kontrolü büyük oranda Amerikan yazılım sistemlerine bağlıdır.

Türkiye’nin F-35 programından çıkarılmasının ardından kendi milli savaş uçağı KAAN projesini geliştirmesi, bu noktada stratejik özerkliğe örnek teşkil eder. Yunanistan için bu durum hem teknolojik hem de siyasi olarak sorgulanması gereken bir bağımlılık ilişkisidir.

3. Ukrayna Politikası ve “Rus Etkisi” İddiası

Yunanistan’ın Ukrayna savaşındaki pozisyonu, bir yandan AB ve NATO’yla tam uyum içinde görünme çabasıdır. Ancak bu “aşırı Batıcı” tutumun, doğrudan ulusal çıkarlara ne kadar hizmet ettiği tartışmalıdır. Syrigos’un “Rus etkisini engelleme” söylemi, aslında Soğuk Savaş artığı bir zihinsel çerçevenin günümüzde yeniden canlandırılmasıdır. Oysa Türk dış politikası bu noktada daha dengeli ve çok taraflı bir çizgi izleyerek bölgesel barışın korunmasına katkı sunmuştur.

4. Türkiye’nin Stratejik Yeri ve Vizyonu

Türkiye, sadece Yunanistan için değil, Avrupa’nın enerji güvenliği, göç kontrolü ve jeopolitik istikrarı açısından da kilit aktördür. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin caydırıcılığı, yalnızca bölgesel güvenlik için değil, aynı zamanda NATO’nun güney kanadı için vazgeçilmezdir.

Dolayısıyla Türkiye’yi “tehdit” değil, bölgesel istikrar sağlayıcı bir aktör olarak tanımlamak, daha gerçekçi ve yapıcı bir perspektiftir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir