Yunanistan’ın milli güvenlik politikasında önceliği Türkiye ve Türkiye karşıtlığı bir ittifaklar oluşturmak devamında güvenlik perspektifini bu yönde geliştirme olgusu vardır. Yunanistan’da 2007 yılında Avrupa ve Dış Politika Yunanistan Kuruluşu’nun yayımladığı raporda şu ifadeler yer almaktadır: ‘’ AB ve NATO üyesi olmasına rağmen, Yunanistan coğrafi olarak istikrarsızlıkla karakterize edilen bir bölgede yer almaktadır. 21. yüzyılın başında Türkiye ile ilişkiler Yunan dış politika gündemine hâkim olmaya devam ediyor. Türkiye’nin Batı ile bağlantısı, komşu ülkenin devam eden siyasi, sosyal ve ekonomik modernleşme süreci ile Yunanistan için avantajlıdır. Mevcut gelişmelerden bağımsız olarak, Türkiye ile ilişkilerin önümüzdeki birkaç yıl için Yunanistan’ın dış ve güvenlik politikası için birincil öncelik ve endişe kaynağı olmaya devam edeceği tahmin edilmektedir.’’ diye ifadeler edilmiştir. Görüldüğü üzere Türkiye konusu Yunanistan adına birincil öncelikte bulunan ülke konumundadır.
Bu güvenlik algısında Yunanistan’ın birincil öncelik unsuru olarak Türkiye’ye karşı da giriştiği ittifaklar, uluslararası örgütlere de siyasi kararları ile yansımaktadır. Yunanistan, güvenliğine yönelik tehditleri önlemek için iç (güçlendirilecek Silahlı Kuvvetler) ve dış dengelemeye (Avrupa siyasi ve güvenlik örgütlerine [NATO, AB] katılım ve tüm çok taraflı silahlanma kontrol anlaşmalarını imzalama ve bunlara uyma) güvenmektedir (Dokos, 2007, s. 6) .
Türk tehdidine karşı koymak için, 1960’ların ortasından bu yana Yunanistan, “iç dengeye” (Silahlı Kuvvetlerin güçlendirilmesi yoluyla) daha çok, NATO’ya katılımına ve ABD ile ikili ilişkilerine daha çok önem vermiştir (esas olarak Türkiye’nin NATO’ya katılımı ve Türkiye’nin ABD ile “özel” ilişkisi nedeniyle). Bu politikanın yetersizliğine ilişkin endişeler, Yunanistan’ı, Avrupa Birliği’nin güçlendirilmesi, diplomatik manevralar ve Türkiye’yi dengelemek için “Avrupa kâğıdı” kullanımını içeren “karma” bir strateji formüle etmesine yol açtı (Dokos, 2007, s. 7).
Geçmişte NATO ile ilgili çekincelerine rağmen Yunanistan şimdi İttifak’a aktif olarak katılıyor ve NATO’nun Yunan-Türk ihtilafları bağlamında değil, daha geniş Balkan ve Akdeniz istikrarsızlığı ve “asimetrik tehditler” bağlamında Yunan güvenliğini artırabileceğine inanıyor.
Yunanistan özellikle uluslararası örgütler ile meşruiyet kazandırmaya çalıştığı Türk tehdidi algısını Yunan kaynaklarla elde edilen şu sözlerle ifade etmektedir: ‘’Yunanistan, AB’nin ortak dış, güvenlik ve savunma politikasına özel bir vurgu yapıyor ve Avrupa Hızlı Tepki Gücü’ne (“Euromilitary” olarak biliniyor) katılıyor. Bununla birlikte, ABD’nin Irak’a müdahalesi nedeniyle ortaya çıkan kriz, çarpıcı bir şekilde, Avrupa’nın daha uzun bir yolu olduğunu ve ortak bir güvenlik ve savunma politikası oluşturup uygulanabilir bir askeri yetenek kazanana kadar önemli engelleri aştığını gösterdi (Dokos, 2007, s. 7).
Bu duruma ek olarak Yunanistan savunma harcamalarını da bu algı ötesinde yapmaktadır. Yunan kaynaklarında ifade edilen Savunma harcaması şu ifadelerle eklenmiştir: ‘’Sırasıyla 1952 ve 1981’den beri hem NATO hem de AB üyesi olan Yunanistan, önemli insan ve malzeme kaynaklarını koruyacak şekilde savunmasına yıllık olarak yatırım yapmaktadır. Hem AB’nin hem de NATO’nun diğer üyeleriyle karşılaştırıldığında Yunanistan, göreceli olarak, savunma ve güvenlik yatırımlarının parasal değeri olan en yüksek askeri harcama yapan ülke olarak sıralanmaktadır. Örneğin, GSYİH’nın bir yüzdesi olarak ifade edilen Yunan savunma harcamaları, uzun yıllar boyunca tutarlı bir şekilde AB ve NATO ortalamasını aşmıştır. Gösterge olarak, 2004’te GSYİH’nın %4,2’sini oluşturdular. Aynı yıl için karşılık gelen Avrupa ve NATO ortalamasının iki katından fazla bir boyut. Savunma alanında nispeten büyük değerli kaynak yatırımı, Yunanistan’ın AB ve NATO’daki diğer ortaklarıyla ilgili olarak karşılaştığı belirli dış güvenlik sorunlarının bir sonucudur. Özellikle Türkiye, son yıllarda ikili ilişkiler ortamında herhangi bir iyileşmeye rağmen, Yunan ulusal çıkarları ve egemenlik hakları için Yunan savunma ve güvenlik politikasına yönelik ana ve en acil dış tehdit olmaya devam etmektedir.’’ (Dokos, 2007, s. 20).
Yunanlıların 1974 sonrası değişen algısı ve tarihi çarpıtmalar ile yeni gelen nesillere aktarılan Kıbrıs’taki durum Türk karşıtlığına devam etmektedir. Yunan kaynaklar Kıbrıs’ın işgali olarak gördükleri 1974 yılı Kıbrıs Barış Harekatı’nı tamamen bir tehdit olarak günümüze kadar da sürdürmüş ve hala bu durum sürmektedir. Yunan-Türk ilişkilerinde son zamanlarda yaşanan iyileşmeye rağmen ikili ilişkilerini saran sorunların temelini oluşturan sorunlar etkilenmedi. Türk işgal birlikleri Kıbrıs’ta kaldığı sürece, Kıbrıs sorunu çözülmediği ve Ege’deki tek taraflı Türk iddiaları yürürlükte olduğu sürece, Yunanistan, savunma ve askeri yeteneklerine değerli ve tanım gereği sınırlı kaynaklar yatırmaya devam edecektir. Thanos Dokos şu ifadeleri dikkat çekicidir: ‘’ Yunan-Türk ilişkilerinde son zamanlarda yaşanan iyileşmeye rağmen ikili ilişkilerini saran problemlerin temelini oluşturan sorunlar etkilenmedi. Türk işgal birlikleri Kıbrıs’ta kaldığı sürece, Kıbrıs sorunu çözülmediği ve Ege’deki tek taraflı Türk iddiaları yürürlükte olduğu sürece, Yunanistan, savunma ve askeri yeteneklerine değerli ve tanım gereği sınırlı kaynaklar yatırmaya devam edecektir.’’ (Dokos, 2007, s. 20)
Euro Bölgesi’ndeki mali operasyonu düzenleyen İstikrar ve Büyüme Paktı’nın getirdiği hem mali zorluklar hem de kısıtlamalar göz önüne alındığında, önümüzdeki yıllarda Yunanistan’ın savunma harcamalarında GSYİH’nın yüzdesi olarak ifade edilen bir düşüş eğilimi olacağı tahmin edilmektedir. Dokos’un yapmış olduğu makul tahmin, bunların GSYİH’nın yaklaşık %3 ila %3,5’i olacağı ve 1988-2004 dönemi için yıllık ortalama %4,5 olana kıyasla, gerçekleşmesi durumunda önemli bir azalma olacağı yönündedir. Bu durumda gelecekte silahlanma durumunda Yunanistan’ı zorlayacak bir etkendir. Ancak Thanos Dokos bu yapılan tahmini neredeyse tamamen Yunan-Türk ikili ilişkileri alanında gelişecek duruma dayanmakta olduğunu vurgulamaktadır. Yunanistan ile Türkiye arasındaki ilişkiler yaklaşık son yıllarda olduğu gibi devam ederse, Yunanistan’ın savunma harcamaları, elbette ülkenin ulusal savunmaya her yıl yatırdığı kaynakların daha rasyonel bir şekilde yönetilmesinden kaynaklanacak ekonomik faydaları da hesaba katarak yukarıdaki seviyelerde dalgalanacağını çalışmasında ifade etmiştir (Dokos, 2007, s. 21).
Milletvekili Evangelos Venizelos’un konuşmasında, (Eski Başbakan Yardımcısı, Eski Dışişleri Bakanı, Eski Milli Savunma Bakanı) şu noktalara değinmiştir: ‘’Metapolitikliğin kırk iki yılında (yani 1974 yılı sonrasında) Yunan dış ve güvenlik politikası, bence bu dönemde iktidarı kullanan ana siyasi güçlerin müktesebatı olan önemli bir konu etrafında şekillenmiştir. Kanımca, bu birleşik ulusal stratejinin babaları olan her iki üst düzey isim de Konstantinos Karamanlis ve Andreas Papandreu’dur. Gerekirse nasıl ve neden olduğunu açıklayacağım. Diktatörlüğün çöküşünün hemen ardından ilk tercih, ekonomik nedenlerle değil, kurumsal ve stratejik güvenlik nedenleriyle Avrupa Birliği’ne katılmaktı. Bunun nedeni Türkiye ile gerilimleri önlemek ve Türkiye’nin Avrupa perspektifini geliştirmekti. 1974’ten günümüze Ege ve Doğu Akdeniz’deki çeşitli gerginlik ve kriz anlarının tartışmada nasıl evrildiğini göreceğiz. Diğer önemli bir husus ise deniz bölgeleri, Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge’nin sınırlandırılmasına verdiğimiz özel önemdir. Bu sadece Türkiye ile değil, İtalya, Arnavutluk, Mısır ve Libya ile de sınır çizmek demektir. Elbette dışarıdan alıcı öncelikle Yunanistan değil, öncelikle Ege ve Doğu Akdeniz, diğer tarafta arazi ıslahı tarafı. Türk topraklarının bütünlüğünü sorgulayacak bir Kürt devleti olması mümkün mü? Bu, ele almamız gereken bir konudur. Ve bununla önce Lozan Antlaşması ve Ege, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak ilgilenmeliyiz’’ (Venizelos, 2016, s. 58).
Evangelos Venizelos 2009-2011 arasında Yunanistan Savunma Bakanı ve 2013-2015’te Yunanistan Dış İşleri Bakanlığı yapmıştır. Bu kişi açıkça beyan etmektedir ki ülkemize karşı 1974 sonrasında kurulan bu dış politika öncelikleri günümüzde de devam etmekte ve de devam etmeyi sürdürecektir. Yunanlılar Türkiye’yi önce iç meselelerde devamında uluslararası platformlarda düşürmeyi amaçlamaktadır. Dikkat edilmesi gereken husus yaptıkları ittifaklarda ve gizli anlaşmalarda hangi kararları kimlerle aldıklarıdır.