Yunanistan’da 1967-1974 yılları arası dönemi Askerî Yönetim idare etmiştir. Bu girişim Yunanistan adına hükümet boşluğunu doldurmak ve tekrar sol bir partinin iktidara gelişini engellemek adına yapılmıştır. Cunta dönemi oldukça yoğun siyasi olayların etkisiyle oluşmuştur.

Haziran 1963’te Kral Paulos‘la çeşitli konularda anlaşmazlığa düşen Konstantinos Karamanlis‘in[1] istifa ederek ülkeden ayrılmasından sonra Yunanistan‘da yeni bir siyasi dönem başladı. Kasım 1963’teki seçimlerin ardından kurduğu hükûmetle güvenoyu alamayan Yorgo Papandreu’nun partisi Merkez Birliği Partisi[2], Şubat 1964’te yeterli çoğunluk elde ederek hükûmetin başına geçti. Yeni hükûmetin giriştiği reformlar çok geçmeden tutucu çevrelerin tepkisine yol açtı. Paulos’un ölümüyle Mart 1964’te tahta çıkmış olan oğlu II. Konstantinos, orduya solcuların sızmasına göz yumduğu gerekçesiyle Temmuz 1965’te Yorgo Papandreu’yu görevden aldı. Kralın bu tutumu büyük ölçüde Merkez Birliği’nin sol kanadına dayanarak önemli görevlere yükselen Yorgo Papandreu’nun oğlu Andreas Papandreu’nun girişimlerinden kaynaklanıyordu. Birbirini izleyen kararsız hükûmetler dönemi ülkedeki siyasal bunalımı daha da derinleştirdi. Sonunda seçime gitmek üzere oluşturulan geçici hükûmet Nisan 1967’de bir askerî darbeyle devrildi.

21 Nisan 1967’de, planlanan seçimlerden sadece birkaç hafta önce, Tuğgeneral Stylianos Pattakos ve Albay Georgios Papadopoulos ve Nikolaos Makarezos liderliğindeki bir grup sağcı subay, belirsiz bir Devrim Konseyi’nin desteğiyle iktidarı ele geçirdi. Özellikle ciddi iç karışıklıklar durumları için hazırlanmış olan bir NATO planı olan Prometheus planı devreye girmişti. Darbeyi resmi gerekçelendirmesi, bir “komünist komplonun” idareyi, üniversite ortamını, basını ve hatta orduyu sarmış olmasıydı (www.athensinfoguide.com/gr).

Sonuç olarak ülkenin siyasi bir kaosa sürüklendiğini düşünen ve bu krize son vermek isteyen bir grup albay, 21 Nisan 1967’de darbe yaparak iktidara el koydu. Cunta, darbenin amacının toplumdaki sola kayışı engellemek ve toplumu kendi değerlerine göre, yeniden düzenlemek olduğunu ifade ediyordu (Başak, 2016, s. 42).

Uluslararası arenada ise, Yunanistan’ın 21 Nisan 1967 darbesinin ertesi gününden bu yana devam eden diplomatik izolasyonunun kötüleşmesine işaret eden olaylar meydana gelmekteydi. Bu parametre özellikle kritikti, çünkü yeni diktatörlük biçiminin kurulması büyük bir uluslararası değişim döneminde gerçekleşti ve bu da daha geniş Yunan ortamını doğrudan etkiledi: Bundan önce Ekim 1973’te Arap-İsrail savaşı yaşanırken, aynı zamanda dünya ekonomisini sert bir şekilde etkileyen petrol krizi patlak verdi. Bu ortamda, Yunan-Türk ilişkileri oldukça hızlı şekilde bozulacaktı. 1950’lerin ortalarından beri kronik sorun Kıbrıs sorunu olmuştur. 1973 yılında, sorunun genel çözümü için Atina ile Ankara arasında uzlaşma ihtimali yoktu (Klapsis, 2019).

Yunan ordusu ve dolayısıyla müzakere pozisyonu, cuntanın Türkiye’nin ağırlığı altında düzensiz bir şekilde geri çekildiği 1967 sonbaharından bu yana bozulmuştu ve Yunan tümenini Kıbrıs’tan geri çekmişti. Yunan Silahlı Kuvvetlerinin savaş gücünün Nisan 1967’den bu yana anormal yönetim durumu nedeniyle genel olarak azalması nedeniyle plaka Türkiye’ye doğru eğildi. İoannidis rejimi tarafından ülkede üst düzey yetkililerin görevden alınması ile bir başka boşluk yaratılmıştı.  Şubat 1974’te ABD’nin Yunanistan Büyükelçisi Henry Taska, Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği bir telgrafta, sorumlu kişilerin çoğunun deneyimsizliğine dikkat çekti:’’ Tüm generaller, özellikle tuğgeneral ve tümgenerallerin yüzde sekseni, tüm tugaylar ve Yunan Ordusu’nun albaylarının yüzde sekseni en fazla altı aydır şu anki rütbelerinde. Ordunun zirvesindeki on komutandan dokuzu son dokuz ayda üç pozisyon değiştirdi, o bir tanesi ise iki pozisyon değiştirdi.’’ (Klapsis, 2019).

Bu dönemde Türk-Yunan ilişkilerine bakıldığında Yunan kaynaklarında şu hususlar dikkat çekmektedir: Ankara, ikili ilişkilerde gerilimi tırmandırmayı seçti ve ilk kez Ege’nin durumu hakkında soru işaretleri uyandırdı. 1973 sonbaharında, Taşöz bölgesinde büyük petrol yataklarının varlığına dair söylentiler dolaşmaya başladı (Klapsis, 2019). (Kathimerini gazetesinin 2019’da yayımlanan bu makalesi Antonis Klapsis tarafından kaleme alınmıştır. Antonis Klapsis Peloponisos Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Profesörüdür.) 

Şubat 1974’te Atina büyük önem taşıyan bir keşif olduğunu ima eden resmî duyurular yapmıştır. Bu dönem önemli konulardan biri de 3. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı’nın gerçekleştirilmiş olması idi. Konferans görüşmelerinin gündeminde kıyı şeridinin ve kıta sahanlığının belirlenmesi vardı. Ankara Yunan Ege Adaları’nın kıta sahanlığını tanımadığını, Yunan kara sularının 12 deniz miline ileride olası genişlemesine dinamik bir tepki vereceğini de konferansta söylemiştir (Klapsis, 2019). 

Mayıs 1974’ün başında, Türk hükümeti Yunanistan’a, Türkiye’nin görüşüne göre ikili müzakerelerin konusu olması gereken çözülmemiş sorunların ayrıntılı bir listesini gönderdi. Listede, karasuları ve kıta sahanlığı konularına ek olarak, diğerlerinin yanı sıra Batı Trakya’nın ‘Türk azınlığı’ (Türkiye’nin belgelerinde açıklandığı gibi aynı şekilde) ve On İki Ada’daki ‘Türk azınlığı’ ve de Yunanistan’ın Anadolu kıyılarındaki Ege adalarının askersizleştirilmesine yönelik uluslararası yükümlülüklere uyması gerektiği yer almaktaydı. Yunan tarafı ise mayıs ayı sonunda verdiği cevapta, Cunta hükümeti sadece On İki Ada’daki ‘Türk azınlığı’ meselelerinin tartışılmasını ve Yunan adalarının askersizleştirilmesini reddetti; bu şekilde kara suları ve kıta sahanlığı ile ilgili bir sorunun varlığını dolaylı olarak kabul ederek, diğer taraftan Batı Trakya’daki Müslüman azınlığın ‘Türk’ olarak nitelendirilmesini de kabul etmiş ve geri kalan konuların müzakere edilme olanağını açık bırakmıştır (Klapsis, 2019).

            Albaylar cuntası dönemi bu konuların önemli yer tuttuğu ifade edilmelidir. Devamında demokratik sürece dönmeye çalışan Yunanistan’da seçimler yapılmış ve 17 Kasım 1974’te yapılan seçimleri Karamanlis’in Yeni Demokrasi’si kazanmış, ayrıca 300 sandalyeden 221’ini elde etmiştir; 8 Aralık’ta yapılan halk oylaması sonucunda da oyların %69,2’siyle monarşinin kaldırılarak cumhuriyetin kurulmasına karar verilmiştir.


[1] Yunanistan siyasi yaşamında merkez sağın temsilcisi olarak önemli bir yeri olan Konstantin Karamanlis (1907-1998); 1956-1963 ve 1974-1980 yılları arasında başbakanlık, 1980-1985 yılları arasında ise cumhurbaşkanlığı yapmıştı. Karamanlis, 1974 yılında Yunanistan’daki askeri diktatörlüğün devrilmesinden sonra demokrasinin yeniden kurulması ve Yunanistan’ın 1980 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)’na girmesinde önemli rol oynamıştır. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz: Ed: Tanos Veremis, Megali Elines (Büyük Yunanlılar), Cilt 3, SKAİ Yayınları, Atina, 2009.

[2] Yunanistan Komünist Partisi’nin 3 Ağustos 1951 tarihinde yasaklanması üzerine solcu bir grup aydın tarafından kurulan Merkez Birliği Partisi, izlediği ekonomik politikalar yüzünden bazı Yunanca kaynaklarda sosyalist bir parti olarak adlandırılırken, bazı kaynaklarda ise başkanlığını yapan Papandreu’nun aşırı sağa olduğu kadar aşırı sol akımlara da karşı olması nedeniyle sosyalist bir partiden ziyade sol eğilimli bir parti olarak adlandırılmaktadır. Bu konuda daha geniş bilgi için bkz.: Yanya Papatanasiou, EDA: Ta Mazika Komma Tis Protodiktotorikis Aristeras (EDA: Diktatörlük Öncesi Solun Toplandığı Parti), Saki Karayorgi Yayınları, Atina, 1994.