İtalya–Yunanistan: Tehditten Ortaklığa

8 Eylül 2026 tarihinde Yunanistan, İtalya ile iki fırkateyn alma konusunda anlaştı ve imzalar atıldı. Doğu Akdeniz’de güncel gelişmeler sürerken ve Yunanistan’ın 31 Ağustos 2026 tarihinde İsrail ile imzalamış olduğu savunma sistemleri anlaşması üzerine gelmiştir. Bu konuya detaylıca değinmeden önce hem İtalya’nın hemde Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı döneminde Doğu Akdeniz ve özellikle Yunanistan politikalarını inceleyerek buna Yunanistan’ın dış politikasını katmak gerekir.

Günümüzde İtalya-Yunanistan askerî işbirliği, iki savaş arası dönemin bölgesel ilişkilerinde belirgin bir dönüşüme işaret etmektedir. Geçmişte Yunanistan için tehdit oluşturan İtalya, bugün savunma kapasitesini destekleyen ortaklarından biridir. İki İtalyan FREMM fırkateyninin edinilmesine ilişkin 8 Eylül 2026 tarihli anlaşma, bu dönüşümün somut örneklerindendir. Yunanistan’ın Türkiye ile süregelen uyuşmazlıkları dikkate alındığında, bu ortaklık Atina’nın Türkiye karşısındaki caydırıcılığını ve pazarlık gücünü artırma stratejisinin bir unsuru olarak yorumlanabilir. Bununla birlikte, işbirliğinin açıklanan amaçları deniz güvenliği, ticaret yollarının korunması ve savunma sanayisini de kapsamaktadır.

İki savaş arası dönemde İtalya’nın Balkanlar’a yönelik politikası, Adriyatik ve Doğu Akdeniz’de üstünlük kurma ve bölgesel nüfuzunu genişletme hedefiyle şekillenmiştir. Mussolini yönetiminde güçlenen bu yayılmacılık açısından Yunanistan, deniz yolları üzerindeki konumu, On İki Ada meselesi ve Arnavutluk’taki çıkar çatışmaları nedeniyle stratejik önem taşımıştır. İtalya, askerî baskı ile diplomatik yakınlaşmayı birlikte kullanmıştır: 1923’te Korfu’yu geçici olarak işgal etmiş, 1928’de ise Yunanistan’la dostluk antlaşması imzalamıştır. Nisan 1939’da Arnavutluk’un işgali, İtalyan askerî varlığını Yunanistan’ın kara sınırına taşıyarak Atina’nın güvenlik kaygılarını artırmıştır.

Türkiye’nin Lozan sonrasındaki Balkan politikası, mevcut sınırların korunmasına, uyuşmazlıkların diplomasiyle çözülmesine ve bölgesel güvenlik işbirliğine dayanmıştır. Yunanistan’la ilişkilerde mübadeleden kaynaklanan anlaşmazlıkların 1930’da uzlaşmayla giderilmesi ve aynı yıl Dostluk Antlaşması’nın imzalanması, yakınlaşmanın temelini oluşturmuştur. Atatürk ve Venizelos öncülüğündeki bu süreç, iki ülkenin güvenlik ihtiyaçlarıyla ekonomik toparlanma hedeflerini bir araya getirmiştir.

Türk-Yunan yakınlaşması, Romanya ve Yugoslavya’nın katılımıyla 9 Şubat 1934’te Balkan Antantı’nın kurulmasını kolaylaştırmıştır. Ankara, bu işbirliği aracılığıyla Bulgaristan’ın sınırları değiştirme taleplerini ve İtalya’nın artan nüfuzunu dengelemeyi amaçlamıştır. Bununla birlikte, antantın güvenlik yükümlülükleri esas olarak Balkan devletlerinden gelebilecek saldırılarla sınırlı kalmış; İtalya gibi büyük güçlere karşı kapsamlı bir ortak savunma güvencesi oluşturulamamıştır.

Sonuç -Değerlendirme

Yunanistan’ın bölgesel ortaklıkları, güvenlik ihtiyaçları ve değişen güç dengeleri çerçevesinde değerlendirilebilir. 1930’lardaki Türk-Yunan yakınlaşması ve 1934 Balkan Antantı, Atina’nın mevcut sınırları koruma ve bölgesel istikrar sağlama arayışının araçları olmuştur. Bu tarihsel deneyim, Türkiye’yle işbirliğinin de belirli koşullarda Yunanistan’ın güvenlik politikasının temel unsurlarından biri hâline gelebildiğini göstermektedir. Kelkitli, 2017

Yunan-Bulgar yakınlaşmasının da günümüzden önceye uzanan bir geçmişi bulunmaktadır. Özellikle 1974 sonrasında gelişen ilişkiler, 1986 tarihli dostluk ve işbirliği bildirisiyle güçlenmiştir. Mart 1987 Türk-Yunan krizi sırasında Yunanistan Dışişleri Bakanı’nın Sofya’yla istişarelerde bulunması, Balkan ortaklıklarının Türkiye’yle yaşanan gerilimlerde diplomatik destek arayışına hizmet edebildiğini gösteren somut bir örnektir. Bununla birlikte, bu temasları doğrudan askerî ittifakla özdeşleştirmek doğru olmayacaktır. Christidis, Armakolas ve Paschalidis, 2017, s. 8–11

Günümüzde İtalya’yla savunma işbirliği, Yunanistan açısından dış ortaklıklardan yararlanarak askerî kapasitesini ve caydırıcılığını güçlendirme politikası olarak yorumlanabilir. Bulgaristan’la mevcut işbirliğinin derinleştirilmesi veya başka bir Balkan ülkesiyle yeni bir anlaşma yapılması, bu politikayı siyasi ve lojistik bakımdan tamamlayabilir. Böyle bir gelişme, Atina’nın kuzey komşularıyla güven ilişkilerini kurumsallaştırmasına, Ege-Karadeniz bağlantılarındaki konumunu güçlendirmesine ve Avrupa güvenliğine katkı sunan bir bölgesel aktör olarak önemini artırmasına yardımcı olabilir. Yunanistan Savunma Bakanlığı, 2026; Avrupa Komisyonu, 2025

Türkiye açısından anlamı ise yeni anlaşmanın içeriğine bağlı olacaktır. Türk-Yunan krizlerinde destek veya ortak savunma yükümlülükleri getiren bir düzenleme, Türkiye’ye yönelik dış dengeleme yorumunu güçlendirecektir. Genel eğitim, savunma sanayisi ve ulaştırma işbirliği ise öncelikle Yunanistan’ın kapasitesini ve diplomatik hareket alanını artırma anlamı taşır. Dolayısıyla Atina’nın Türkiye karşısında avantaj elde etmesi ile ortaklarının Türkiye’yi hedef alan müşterek bir politika benimsemesi, ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken iki sonuçtur.