Yunanistan, 2025 yazına damgasını vuran bir kararla, Kuzey Afrika’dan deniz yoluyla gelen göçmenler için iltica başvurularını üç ay süreyle askıya aldı. Bu adım, Avrupa Birliği’nde tartışmalı bir örnek teşkil ederken, Atina’nın göç yönetiminde “Trumpvari” bir çizgiye yöneldiğini de gözler önüne seriyor. Konu yalnızca Yunan iç siyasetiyle sınırlı değil; bölgesel güvenlik, insan hakları hukuku ve Türkiye–Yunanistan ilişkileri açısından da kritik sonuçlar doğuruyor.

Sertleşen Yasa: İltica Hakkının Askıya Alınması

Atina hükümeti, 11 Temmuz’da parlamentodan geçen yasa ile üç aylık iltica askısı ilan etti. Göç Bakanı Thanos Plevris, “akış devam ederse bu sürenin uzatılabileceğini” dile getirdi. Bu, Yunanistan’ın göç politikalarında radikal bir kırılmaya işaret ediyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin açık hükümleri karşısında, bu tür bir karar, yalnızca hukuki değil, ahlaki açıdan da tartışmalı bir nitelik taşımakta.

“Ege’nin Alcatraz’ı”

Atina yakınlarındaki Amygdaleza kampı, göçmenlerin tutulduğu yüksek çitli, konteyner barakalı yapısıyla basında “Ege’nin Alcatraz’ı” olarak adlandırılıyor. Bu tabir elbette gazeteci dili; ancak koşulların sertliği yadsınamaz. Reddedilen başvurulara yönelik elektronik kelepçe, para cezası ve hapis ihtimalleri gündemde. Atina’nın göçü caydırmak için başvurduğu bu yöntemler, demokratik hukuk devletinin sınırlarını zorlamaktadır.

Girit’te Bitmeyen Akın

Ne var ki, bu sert tedbirler göç akışını durdurmadı. Son haftalarda yalnızca Girit adasına 200’ün üzerinde göçmen ulaştı. Libya’dan çıkan tekneler hâlâ denize açılmakta; Yunan sahil güvenliği ile yerel yönetimler ise bu artışı yönetmekte zorlanmakta. Yani alınan önlemler ile sahadaki gerçeklik arasında ciddi bir uçurum bulunuyor.

Uluslararası Tepkiler ve Hukuki Baskılar

AB kurumları, Frontex ve insan hakları örgütleri, Yunanistan’a yönelik sert eleştirilerde bulundu. Amnesty International, bu uygulamaların “iltica hakkının açık ihlali” olduğunu belirtti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bazı sınır dışı girişimlerine karşı tedbir kararı aldı. Dolayısıyla Atina’nın politikası yalnızca içte değil, dışta da sorgulanmakta.

Türkiye’nin Perspektifi

Türkiye’den bakıldığında bu tablo, iki yönlü okunabilir:

  1. Yunanistan’ın kırılganlığı: Atina, göç baskısını yönetmekte zorlandıkça uluslararası imajı yıpranıyor. Bu, Türkiye’nin bölgesel diplomasi alanında elini güçlendirebilir.
  2. Siyasi ve ahlaki sınav: Türkiye’nin de göç konusunda büyük bir yük taşıdığı düşünüldüğünde, Atina’nın seçtiği yol, “sorunu paylaşmak” yerine “sorunu hapsetmek” olarak görülmektedir. Bu, iki ülke arasında karşılaştırmalı söylemde Ankara’ya avantaj sağlamaktadır.

Sonuç: Atina’nın Kabusu

Atina, göçmen akışını sınırlamak için “hukukun sınırlarını zorlayan” bir tercihe yönelmiş durumda. Ancak bu tercih, göçü durdurmak yerine yalnızca uluslararası baskıyı artırıyor. Yunanistan için bu süreç, bir anlamda “Atina’nın kabusu”:

  • içeride yükselen toplumsal gerilim,
  • dışarıda artan hukuki ve diplomatik baskılar,
  • ve sahada devam eden göçmen akınları…

Kısacası Yunanistan, göçle mücadelede sertleşerek güç kazanmak yerine, giderek daha da köşeye sıkışıyor.