Türk-Yunan ilişkileri, özellikle Ege Denizi’nde yıllardır süregelen tarihsel, jeopolitik ve stratejik bir gerilim hattı oluşturmuştur. Ege Denizi üzerindeki anlaşmazlıklar, hem uluslararası deniz hukuku hem de egemenlik hakları açısından tartışmalar doğurmuştur. ABD’nin bu anlaşmazlığa yönelik politikaları ise, Soğuk Savaş’tan beri NATO müttefiki olan Türkiye ve Yunanistan arasındaki dengeyi korumayı hedeflemiştir.

Ancak 2023 sonrası dönemde Amerikan politikalarının değişen doğası, bölgesel güvenlik dinamikleri ve uluslararası ilişkiler teorilerinde güvenlik odaklı yaklaşımları daha ön plana çıkarmıştır.

Bu çalışma, Türk-Yunan ilişkilerinin tarihsel arka planını ele alarak, 2023 sonrası Amerikan politikasının jeopolitik, jeolojik ve stratejik çerçevelerini inceleyecektir.

Bu çalışma, özellikle uluslararası ilişkilerde güvenlik odaklı yaklaşımlar kapsamında incelenecek ve ABD’nin politikalarının bölgedeki güvenlik dengelerine nasıl katkı sağladığına dair teorik bir analiz sunacaktır.

Güvenlik Dilemması teorisi çerçevesinde, ABD’nin Türk-Yunan ilişkilerine yönelik politikalarının nasıl evrildiği ve iki ülke arasındaki dengeyi nasıl şekillendirdiği tartışılacaktır.

Tarihsel Çerçeve

Türk-Yunan ilişkileri, 19. yüzyılın başlarından bu yana karmaşık bir seyir izlemiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde başlayan Yunan bağımsızlık hareketleri, bölgedeki gerilimin temel taşlarını atmıştır. Ancak asıl önemli anlaşmazlıklar, İkinci Dünya Savaşı sonrasında şekillenmiştir. Yunanistan ve Türkiye’nin NATO’ya katılması, her iki ülkenin de Batı güvenlik sistemine entegre olmasını sağlamıştır. Ancak Ege Denizi’ndeki egemenlik hakları, kıta sahanlığı, hava sahası ve deniz yetki alanları gibi konular üzerindeki çekişmeler, Türk-Yunan ilişkilerini sık sık krize sürüklemiştir. Özellikle 1974 Kıbrıs Harekâtı’ndan sonra iki ülke arasındaki ilişkiler daha da karmaşık bir hale gelmiştir.

ABD, bu süreçte her iki ülkeyle de müttefiklik ilişkilerini korumaya çalışmıştır. Ancak zaman zaman bu iki ülkenin çatışan çıkarları arasında bir denge kurmakta zorlanmıştır. 1990’lar boyunca artan Yunan silahlanması ve Türkiye’nin büyüyen deniz kuvvetleri, Ege’deki gerilimi artırmıştır. 2000’li yıllara gelindiğinde ise, her iki ülkenin de Avrupa Birliği ve NATO çerçevesindeki ilişkileri, belli ölçüde istikrar sağlamıştır. Ancak Ege sorunları çözümsüz kalmaya devam etmiştir.

Teorik Çerçeve: Güvenlik Dilemması

Uluslararası ilişkilerde güvenlik odaklı teoriler, özellikle Türk-Yunan ilişkilerinde önemli bir analiz çerçevesi sunar. Güvenlik Dilemması teorisi, bu bağlamda Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkileri anlamak için uygun bir yaklaşımdır. Güvenlik Dilemması, bir devletin güvenliğini artırmaya yönelik attığı adımların, komşu devletler tarafından tehdit olarak algılanmasına yol açmıştır. Dolayısıyla bu devletlerin de karşı önlemler almasına yol açan bir durumu ifade eder. Bu döngü, her iki tarafın da güvenliğini tehdit altında hissetmesine ve karşılıklı güvensizlik ortamının derinleşmesine neden olur.

Türk-Yunan ilişkilerinde bu teori, Ege Denizi’ndeki askeri varlıkların artırılması, hava sahası ihlalleri ve deniz yetki alanları gibi konularda kendini göstermektedir. ABD’nin bu süreçteki rolü, güvenlik dilemmasını dengelemek olmuştur. Ancak 2023 sonrası dönemde, ABD’nin küresel politikalarındaki değişiklikler, bu dengeyi daha karmaşık bir hale getirmiştir. Biden yönetimi, Doğu Akdeniz ve Ege Denizi’ndeki enerji kaynakları ve deniz ticareti yolları üzerine daha fazla odaklanırken, Türkiye ve Yunanistan’ın bu bölgedeki çıkarlarını nasıl dengeleyebileceği üzerine stratejik kararlar almak zorundadır.

Jeolojik ve Jeopolitik Çerçeve

Ege Denizi, hem jeolojik hem de jeopolitik açıdan büyük bir öneme sahiptir. Jeolojik açıdan bakıldığında, Ege Denizi’nin deniz tabanı, büyük oranda hidrokarbon rezervleri içerdiği düşünülen bir bölgedir. Son yıllarda, Doğu Akdeniz’de keşfedilen doğalgaz rezervleri, bölgenin stratejik önemini daha da artırmıştır. Yunanistan, özellikle Girit Adası çevresindeki deniz alanlarında petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerini hızlandırırken, Türkiye de “Mavi Vatan” doktrini çerçevesinde bölgedeki hak iddialarını güçlendirmiştir.

Jeopolitik açıdan ise Ege Denizi, Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika arasındaki enerji geçiş yollarının merkezinde yer almaktadır. Türkiye ve Yunanistan’ın bu bölgedeki deniz yetki alanlarına dair çekişmeleri, sadece iki ülkeyi değil, aynı zamanda NATO ve Avrupa Birliği’ni de ilgilendirmektedir.

ABD, hem Avrupa’nın enerji güvenliği hem de NATO müttefikleri arasındaki dengeyi korumak adına, bu alandaki gelişmeleri yakından takip etmektedir. 2023 sonrası dönemde, ABD’nin Yunanistan ile askeri ilişkilerini derinleştirmesi ve Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşması, bölgedeki jeopolitik dengeleri daha da karmaşık bir hale getirmiştir.

Stratejik Çerçeve ve ABD’nin Politikası

2023 sonrası Amerikan politikası, Türk-Yunan ilişkilerinde daha proaktif ve dengeleyici bir rol üstlenmeye çalışmaktadır. ABD’nin Yunanistan’daki Dedeağaç Limanı’na yaptığı yatırımlar ve Yunanistan ile imzalanan savunma anlaşmaları, bölgedeki Amerikan askeri varlığını artırmıştır. Bu hamleler, ABD’nin Yunanistan’ı bölgesel bir güvenlik partneri olarak daha fazla önemsemeye başladığını göstermektedir. Ancak bu durum, Türkiye’nin güvenlik endişelerini artırmış ve Ankara-Washington hattındaki ilişkileri zorlaştırmıştır.

ABD’nin Türk-Yunan ilişkilerindeki dengeyi koruma stratejisi, NATO içindeki uyumu sağlamaya yönelik bir çaba olarak da okunabilir. Özellikle Ukrayna-Rusya savaşı sonrası, ABD’nin Avrupa’nın doğusundaki güvenlik kaygılarına odaklanması, Türkiye’nin stratejik önemini yeniden vurgulamıştır. Türkiye’nin Karadeniz’deki rolü ve Rusya ile olan ilişkileri, ABD’nin Ankara ile ilişkilerini tamamen koparmamasını gerektirmektedir. Bu bağlamda, ABD’nin 2023 sonrası politikası, bir yandan Yunanistan ile savunma işbirliğini derinleştirirken, diğer yandan Türkiye’yi tamamen dışlamayan bir denge politikasını sürdürmeye çalışmaktadır.

Sonuç

Türk-Yunan ilişkileri, Ege Denizi’nde tarihsel ve jeopolitik nedenlerle süregelen bir gerilim hattı oluştururken, ABD’nin 2023 sonrası politikaları bu gerilimleri dengelemeye yönelik bir strateji izlemektedir. Güvenlik Dilemması teorisi çerçevesinde incelendiğinde, ABD’nin iki ülke arasındaki dengeyi sağlama çabaları, bölgesel güvenlik ve NATO içindeki uyum açısından hayati bir öneme sahiptir.

Ege Denizi’nde artan hidrokarbon keşifleri ve askeri varlıklar, jeolojik ve jeopolitik unsurların bölgedeki stratejik denklemi daha da karmaşıklaştırmasına neden olmuştur.

ABD’nin bölgedeki varlığı, hem Türkiye hem de Yunanistan açısından güvenlik odaklı bir tehdit ve fırsat dengesi yaratmaktadır.

Bu çalışma, 2023 sonrası Amerikan politikasının, Türk-Yunan ilişkilerinde uzun vadeli bir denge sağlamaya yönelik stratejik hamleleri nasıl şekillendirdiğini ve bu hamlelerin uluslararası ilişkilerde güvenlik teorileri açısından ne anlama geldiğini analiz etmektedir.